Anasayfa
Herhangi bir kurumu anmak, kutlamak için bütün dünyada birçok şeyler yapılır. Bizim kutlamamızın özelliği, o kadar çok memlekette aynı anda Tiyatro'yu düşünmenin gerçek bir anlamı olmasında. Bunun da böyle olusu, tabii, tiyatronun oldum olası milletlerarası nitelik taşımasından. Bu akşamki gibi bir olay, sadece bir özlemin kendini belli etmesi değil, yerleşmiş, oturuşmuş bir gerçeği izlemesidir. Şu son yıllarda aramızdan kaç kişi, yok olmak tehlikesiyle karsı karsıya kaldıkları zaman, Shakspeare gibi akıllı davranıp, onun ardından, suçun yıldızlarda değil kendimizde olduğu gerçeğini bulup çıkarabilmiştir?
Onun için bize tiyatro gerek; çünkü Tiyatro, her şeyden çok, insanı dünyanın ortasına oturtur. Hepimiz, yalancıktan da olsa, dinlenecek bir yer, fırtına içinde bir anlık rahatlık ararız; öyle bir yer ki, oradan, yüzyıllar boyunca, Tanrıyla karşı karşıya, insanoğlunun alınyazısıyla savaşın izleri bulunabilsin.
Yaşayan tiyatro çok yatkındır bu amaca. Bir oyun çıkarabilmek için bir insanla bir şamdan yeter. Açıkça görülüyor artık: film ile televizyon, dram biçiminin dünya kurulalı özelliği olan sadeliğini, çıplaklığını bulmaya çabalamalı... İyi bir oyun, gösterdiği ile değil, gizli, altta olup da açıkladıklarıyla bu niteliği kazanır. İnsanda evrenseli yakalayan, mayasının başkalarına ortak olan öğelerini açığa vuran oyunlar hep beğenilmiştir.
Ne tuhaftır, günümüzde dünya, politika bakımından, temelli ikiye bölünmüşe benziyor, oysa sanat, özellikle tiyatro, açık ve seçik olarak gösteriyor ki, en derin, en köklü, niteliği evrenselliktir. Bir memlekette başarı kazanan oyunlar, o memleket dışında da gitgide önemli görülüyorlar. Çeşitli kültürler öteden beri birbiri içine karışmışlardı, ama en açık şekilde birlikte ilerliyorlar. Bu böyle ama hayat ve ölümle ilgili ince problemler üzerinde, ayrı dünyalardan gelmiş varlıklar gibi birbirimizle çatışıyoruz. Bilmeden istemeden, çağımızda Tiyatro, kültürlerin, geleneklerin çeşitliliğine rağmen, insan soyunun derin bir birliği olduğunu göstermiştir. Bizden herhangi bir çağda oyunların dünyada bu kadar çabuk anlaşılmış olduğunu sanmıyorum. New York da oynamaya başlayan önemli bir eser, hemen ardından Berlin'de,Tokyo'da, Londra'da Atina'da veriliyor. Bu konuda kendi tecrübemin bir değeri varsa, diyebilirim ki, bir oyunun seyirciler üzerindeki etkisi bir başkentten ötekine pek değişmiyor. İşte bu anlamda edebi bir benzetme gerçek olmuştur. Bütün dünya ayni anda, tümü ile bir sahnedir.
Köklerini o kadar kaypak olan, fakat insanoğlunun dünya üzeride harikalar yaratmasını sağlayan özgürlüğe atan, bütün isteklerimizi toplayabilen, insanin yıldızları yakalamasına imkân veren ve bu aksam, daha birçok şehirde olduğu gibi, insana olan umudu paylaşmak için bizleri buraya toplayan bir Tiyatro'nun zamanı gelmiştir belki de...
ARTHUR MILLER
1963