İnadına Antalya Belediye Tiyatrosu
( ya da varolasın ABT )
19 Ekim Perşembe akşamı ABT Moliere'in CİMRİ oyunu ile tiyatro mevsimini açtı.Yönetmen R.Reha Özcan'ın yazdığı kısa ama etkileyici önsözüne "İnadına Cimri"diye başlık atmış. Anlaşılan üyesi bulunduğu Devlet TiyatrolarınınAntalya tiyatro severlerine sunmak için, anılarının tiyatrolaştırılmasını hiç aklına getirmemiş Sn. Faruk Erem ile son yıllarda yüklendiği sorumluluklar nedeni ile bir tür tiyatromuzun Zeus'u rolüne soyunan sevimli dost Refik Erduran'dan başka oyun bulamamış olmasının kendisinde doğurduğu ruhsal bunalımı böyle dile getirmiş.
Onsekiz yıldır Belediye Meclisinden bozma sahnelerinin tozunu yılmadan ve bıkmadan yutan Sn. Müfit Kayacan ve arkadaşlarının bu başarısını nasıl tanımlayacağımı bilemiyorum. Dedem, rahmetli Mehmet Ali Ayni, böyle bir durumda "Maaşallah, artık kemale ermişler" derdi. Bir de yaşlı ninemiz vardı, sanırım dayımın dadısı imiş. "Tuh, tuh! Mutlaka kurşu dökmeli. Nazara gelmesinler" derdi. Sn. Kayacan'ı, sahne arkasında kutlamaya gittiğimizde dizinden akan kan kalın çorabını aşmış ve tüm giysileri terden sırılsıklam halde bulduk. Müfit Bey ilk temsilde iki baston kırdı. Bakalım ABT'ye baston armağan edecek kimse çıkar mı?
Bu gösteriyi sadece beğenmekle kalmadım. Hep inandığım bir görüşü kanıtladığı için de ayrıca kıvanç duydum. Bir çok bilgiç kişimiz "halka inmekten" dem vurup, kendi beceriksizliklerini örtmeye kalkar. Oysa yüzyılların deneyiminden geçmiş bir oyunu bilinçli ve özverili sanatkarlar ele alınca bakın "halk" nasıl onlara erişiyor. Geçen gece izleyicilerin coşkusu en az üç kez alkışa dönüşüp nerede ise oyunun akışın keser oldu.
Bir başka noktaya da değinmek gereğini duyuyorum. Antalya Belediye Tiyatrosu "Cimri" oyunu ile "kemale erdiğini" kanıtladı ama nedense Antalya'nın üst düzey kişileri - yani bürokratlar, profesörler, okur-yazar takımı - bu açılışa hiç iltifat buyurmamışlardı. Oysa yaşlılar anlatır. Karl Ebert'in başlattığı tiyatro ve opera deneylerinde Başbakan İnönü hep ön sırada otururmuş. Kentimizin değerlerini kıymetlendirmek aydınlarımızın görevi olması gerekir. Öte yandan salonda bizler vardık ve boş koltuk kalmamıştı. Halk kendine sunulanı beğenince alkışını esirgemez.
İnsanoğlu böyledir. İyiyi bulunca ille daha iyisini arar. Fazla vakit geçmeden Müfit Bey ve arkadaşlarından bir "Venedik Taciri" istemek hakımız değil mi? Şunu da hatırlatmam gerek. Bir kaç yıl önce bir eski helen klasiğini güncelleştirirlerken acaba tutar mı diye çekinmişlerdi. İnanılmaz şekilde tuttu. Önce oyuncular özverili idi, sonra ele aldıkları oyun yüz değil bin yılın emeğinden geçmişti. Şimdi Moliere, demek bu iş oluyormuş değil mi?
ABT'yi kutluyorum. Sahne düzeninden giysilere, ışıklandırmadan müziğine bizlere bir tiyatro şöleni sundular. Salonu dolduran izleyici de onlardan hakettikleri alkışları esirgemedi. Ne giysilerin yabancılığı, ne Harpagon ya da Anselme gibi dilimize uymayan adlar, oyunun asıl dayanağı olan insan ve tutkularının izleyiciye ulaşmasını önleyemedi. En inanılmaz koşullarda ödünç veren bir tefeciyi bizlere sevdirmesini bilen ve bahçeye gömdüğü kim bilir nasıl kazanılmış altınları çalınınca izleyicinin sempatisini çekmeyi başaran Sn. Müfit Kayacan'ı bir kez daha kutlar, tüm Antalyalılara "Cimri" yi mutlaka görün derim.
Ali H. NEYZİ
29 Ekim 2000 - Milliyet Gazetesi


































