Umut Işıkları
Müfit Kayacan'a ilk kez Adıyaman'ın Tut ilçesinde rastladım. Aylardan Temmuzdu. Büyük felaket henüz bizi acıya ve kaygılara boğmamıştı ve bizi Tut ilçesinde, Antalya Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu'nun sahnelediği "Aşk Grevi" adlı oyunu izliyorduk.
Oyun bir ilkokul bahçesinde oynanıyordu ve okul bahçesin bakan damlarda oturanlar dahil en az sekiz bin kişi kahkahalarla gülüyorduk. Aristophales'in "Barış" adlı oyunu öylesine yerli ve öylesine sıcak ayrıntılarla zenginleştirilmişti ki, hayatında ilk kez tiyatro gören Tut halkı neredeyse cümleten kalkıp oyuna katılacaktı.
Oyundan sonra ben tiyatronun genel müdürü, oyuncusu Müfit Kayacan'ı ve ekibini kutlarken onlar çok sıradan bir şeyden söz edermiş gibi, Antalya bölgesinde bütün antik tiyatroların,okul bahçelerinin onlardan sorulduğunu, hemen hepsinde beş yıldır yaz oyunları oynadıkları söylediler ve daha ayrıntılı bilgiler için beni Antalya'ya davet ettiler.
Verdiğim sözü tuttum ve Antalya'da ilk işim, on sanatçının yaptığı heykelleri görmek oldu; ikinci işim de Müfit Kayacan'ı makamında ziyaret edip (kendisi Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı olur), Antalya'nın kültür hayatı hakkında verdiği brifingi izlemek oldu.
Ve itiraf etmeliyim, aldığım bilgiler başımı döndürdü. Oyunlar, yarışmalar, 1200 metreyi bulan duvar resimleri, müzik festivalleri, her türlü isteği rahatlıkla çalabilen bando, kentin çeşitli yerlerine konan Nasreddin Hoca fıkraları, karikatür sergileri, şiir günleri...Evet, gerçekten başım döndü ve sadece bir soru sorabildim: "Bütün bunları nasıl başarıyorsunuz?" Müfit Kayacn yanı başımızda fotoğraf ve slaytları düzenleyen arkadaşı ve tiyatronun teknik sorumlusunu göstererek "Biz iyi bir ekibiz" dedi, "bu kentin sadece bir turizm değil aynı zamanda bir sanat kenti olmasını istiyoruz". İstedikleri olmuş; geçen cumartesi günü Antalya'da her köşede, her bucakta buram buram kültür, sanat ve bilim vardı. Bütün yıl boyunca süren bir şenlik ateşi o gün yakıldı. Kültür sokağı tıklım tıklım doluydu.Bir köşede saz heyeti vardı, bir köşede gitar çalınıyordu, bir köşede bando en güzel valsleri icra ediyordu. Kentin yirmi ayrı yerinde, okul bahçelerine kurulan yirmi açıkhava sinemasında, geçen yıllarda Altın Portakal Film Festivali'nde ödül alan filmler ve bu yıl onur ödülü verilecek sanatçıların filmleri oynuyor ve seyirci sayısının 12 bin kişiyi geçtiği söyleniyordu. Kentin sekiz sinema salonu ve AKM'de festival filmleri geçiyordu. Salonlar tıklım tıklım doluydu. Akdeniz Üniversitesi öğrencileri nesli tükenmek üzere olan kuşları, böcekleri sokaklarda insanlara, en çok da çocuklara gösterip yeni umut tohumları ekmeye çalışıyorlardı. Teşhir edilen bir kelebek kolleksiyonu bile vardı ve bir küçük çocuk hayatında ilk kez kelebek kolleksiyonu yapmaya özenip ağabeylerinden akıl soruyordu.
Öte yanda sivil çocuk insiyatifi, teneke kutuların preslenmesi yerine, onların yaratıcılar eliyle yeniden hayata dönmesi gerektiğni savunup, herkesi teneke kutu boyamaya çağırıyordu. Daha neler yoktu ki; bütün bunlar Antalya'daydı ve buradaki asli görevim jüri üyeliğinden vakit buldukça çeşitli yerlere küçük ziyaretler yapıp kendimi şaşırtmayı iş edindim. Bu ziyaretlerin birinde bütün bu işlerin mimarı Müfit Kayacan bir dergi için hayat hikayesini yazıyordu. Kendisi endüstri mühendisiydi, Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmen bir ailenin çocuğuydu, kültür dairesi başkanıydı, tiyatro genel yayın yönetmeniydi, oyuncu baba ve Türkiyeli bir yurttaştı. Hayat hikayesinin bir bölümünü ele geçirdim, şöyle diyor:
"Bizim tarihimizi bir yerde kuşlar, sinema afişleri ve Sadri Alışık, Ayşecik, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Selda Alkor çiziyor sanki o yıllarda Mabel arapsakızı alıyoruz. İçinden artist resimleri çıkıyor. En değerli artist fotoğrafı, Yılma Güney'in eli belinde, kravatlı, yarım boy fotoğrafı.En az dört fotğrafa değiştiriliyor. Sabah erkenden afiş görmeye koşuyoruz, bugün acaba hangi film gösterilecek ? Akşam en ön saflarda perdenin önündeyiz. O bir köşesi yırtık, rüzgarla bazen hafifçe sallanan perde, ruhumuzun tarihini yazdı neredeyse...
Eyvah yazıya dalıp gitmişim, oysa az sonra 36. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde ödülleri belirlemek içinyapılacak jüri toplantısına katılmam gerek, en iyisi burda kesmek.
Ne demişler; vazife beklemez.
Işıl Özgentürk
05 Ekim 1999 - Cumhuriyet Gazetesi








































