Kaybettiklerimiz

"Tiyatro "kelimesi, "Birlik" anlamına gelir benim için.
Çok söz edilmiştir bu birlikten, oyuncu ile seyirci arasındaki o "kaynaşmadan" ve, şu son birkaç on yıl boyunca, tiyatro adamlarının baş sorunlarından biri de, seyredeni seyredilenden ayıran engeli, o çukuru, gerçek ya da, ruhsal rampayı, ortadan kaldırmak zorunluluğu olmuştur.
Hangi oyuncu, günün birinde, günlük giysileri içinde karanlıkta oturan insanı kendinden, o başka kılığa bürünmüş pırıl pırıl ışıklar içindeki insandan ayıran ırk ayrıcalığının acısını çekmemiştir?
Nasıl kurtulmalı bundan, nasıl bulmalı, nasıl gerçekleştirmeli o birliği?
Problemin Çözümü, sanırım, başka yerlerde.
Dünyanın canıma tak dediği, bütün insanlığın bana uzak, bana düşman göründüğü bir gün, kendisine içimi açtığım bir arkadaşım şöyle dedi: "Kendi kendinle rahat etmedikten sonra, nasıl olur da başkalarıyla rahat etmek istersin?"
Öyleyse oyuncu, varlığının türlü parçalarının birlikte oluşunun önceden farkına varmamışsa, nasıl olur da seyirci ile kendi arasında o birliği bulur? Can ile can kafesinin, kafa ile kaslarının sıkıca uyuşması; içinde elin işaret olduğu, gövdenin çalkandığı ve sözün insan denilen o eksiksiz orkestrayı oluşturan etkenlerden biri olarak kaldığı dil, düşüncesi ayağının ucunda, soluğu belkemiğinde, ses telleri kopma nedir bilmeyen bir gövdenin hizmetinde bir çalgı, bir "arp" oluveren oyuncu.
Doğumunun 100. yılı anılmakta olan Serge Diaghilev, yüzyılımızın basında, en büyük ressamları, yazarları, koreografları, bestecileri ortak bir yapıtta topladığı zaman, tiyatro dünyasını altüstü etmiştir; onun izinden giderek, hepimiz o yaman "tüm tiyatroyu" aradık, o tiyatro ki, onda ses dansı sürdüğü, heykel sanatı, hareket sanatlarıyla boy ölçüşür, günümüz teknik araçlarının bütün çeşitleri büyük gösteri içinde gözlerimizin önüne serilir. Yanılıyor muyuz acaba?
Bir araya getirmek muhakkak birleştirmek demek değildir. Mademki, oyuncudan başka her şey dekor, kostüm, hatta metin, ortadan kaldırılabilir; tiyatronun özü; oyuncudur. Öyleyse, vazgeçsin konuşma makinesi olmaktan; daha dün, köylerimizde oyuna kalkanların söz ile dansı birleştirdiklerini unutmasın; gövdesinin heykelcisi, heyecanlarının ressamı, kutlu çilesinin eri olsun; "Yapmak" eylemi "Olmak " uğruna unutulsun.
Yeni Zerdüşt, dansla havalara süzüleceği sırada, bütün ağırlığından sıyrılınca, artik onu seyreden insan olur ve onun özlemlerini iç kıpırdamalarını dile getirir.
Her şey bizi birliğe iterken, kendi evimizde sınırlar kaldıkça, çesit çesit tiyatro vardır denildikçe bizi seyirciden ayıran duvar yıkılmaz.
 

                                                                                                                            MORIS BEJAR

                                                                                                                                   1972          

 

 

 
   
 

Tiyatro Müzesi

  1. Rumuz Goncagül
  2. Yobaz
  3. Sevdalı Bulut
  4. Komşu Köyün Delisi
  5. Cimri
  6. Sığıntılar
  7. 18 Yaşım
  8. Akşehir Uluslararası Nasrettin Hoca Şenliği
  9. Aşk Grevi
  10. Bir Kahramana Ağıt
  11. Zincire Vurulmuş Prometheus
  12. Nalınlar
  13. Derya Gülü
  14. Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
  15. Ormanın Bekçileri
  16. Kanlı Nigar
  17. Becerikli Kanguru
  18. Küçük Nasreddin
  19. Öykülerin Azizliği
  20. Keloğlan
  21. Kurşun Askerin Utancı
  22. Gılgameş
  23. Montserrat
  24. Ay Işığında Şamata
  25. Köşe Kapmaca
  26. Töre
  27. Bir Varmş Bir Yokmuş Hem Varmış Hem Yokmuş
  28. Düğün ya da Davul
  29. Topuzlu
  30. Ödenmeyecek Ödemiyoruz
  31. Vatan Kurtaran Şaban
  32. Keşanlı Ali Destanı
  33. Politikada Bir Sarı Çizmeli
  34. Masal Var Masalcık Var